APOLLON'UN AKLINI BAŞINDAN ALAN KADIN DEFNE / HARBİYE ŞELALELERİ-ANTAKYA EVLERİ-HABÎB-İ NECCAR CAMÎ
Автор: Rotamız Oluşturuluyor
Загружено: 2021-04-24
Просмотров: 1037
Daphne ile Apollon Efsanesi - Hatay
Zeus’un oğlu Işık Tanrısı Apollon, ırmak kenarında genç ve güzel bir kız görür. Bu eşsiz güzelin adı Daphne (Defne)’dir. Apollon onunla konuşmak ister. Fakat Defne, Işık Tanrısı'ndan kaçmaya başlar. O kaçar, Apollon kovalar bir taraftan da “kaçma seni seviyorum” diye bağırır. Defne ise korkuya kapılır ve kaçmaya devam eder. Apollon’a gelince, bu güzel periyi mutlaka yakalamak istemektedir. Aralarındaki mesafe gittikçe kısalır ve bir an gelir ki Defne, Apollon’un nefesini saçlarının arasında duyar. Artık kurtuluş imkanı kalmadığını anlayan Defne, birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır: “Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru.” Bu içten yalvarış üzerine Defne organlarının ağırlaştığını, odunlaştığını hisseder. Göğsünü gri bir kabuk kaplar, kokulu saçları yapraklara dönüşür, kolları dallar halinde uzar, körpe ayakları kök olup toprağın derinliklerine dalar, bir defne ağacı oluverir.
Bu manzara karşısında şaşıran Apollon, Defne’nin ağaç oluşunu hayret ve üzüntü ile seyreder. Sonra da sarılır ve sert kabukları altında hala çarpmakta olan kalbinin sesini duyar ve şöyle seslenir: “Defne, bundan sonra sen, Apollon’un kutsal ağacı olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yaprakların, başımın çelengi olacak. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler. Şarkılarda, şiirlerde adımız yanyana geçecek." Bu tatlı sözler üzerine Defne, dallarını eğerek Apollon’u saygı ile selamlar.
Bu öykünün geçtiği yer bugünkü Harbiye’dir. Apallon teessür ve heyecan içinde o ağacı amblem olarak alır ve parlak yapraklarından başına bir taç yapar. İşte o zamandan beri şiir ve silah zaferi Defne dalı ile ödüllendirilir ve inanışa göre Defne’nin gözyaşları bugün hala Harbiye’de şelaleler meydana getirmektedir.
Eski Antakya Evleri
Antik kentin tüm karakteristik özelliklerini yansıtan Antakya evleri, bölgeye özgü sarımtırak beyaz kalker taşı ile kerpiçten yapılır.
Yüksek taş duvarlı, içerisindeki avlu etrafında odaların sıralandığı genellikle tek katlı veya iki katlı mimarisi ile Antakya evleri halkın yaşayış biçimini, gelenek ve göreneklerini yansıtmaktadır.
Ev sahiplerinin maddi durumuna göre ufak tefek ayrıntılar sergilemeleri dışında evlerin tümünde aynı plan düzeni görülmektedir.
Eski Antakya evlerinin yer aldığı antik kent sokakları birbirlerini dik olarak kestikleri için kendilerine özgü bir karmaşık düzen oluştururlar.
Genellikle dar ve ortasından su kanallarının geçtiği taş döşeli bu sokaklar aynı zamanda rüzgarları kesmeyi ve su baskınlarını önlemeyi amaçlamaktadır.
Sokaklarda “zokmak” denilen çıkmazlara da yer yer rastlanmaktadır.
Habibi Neccar Camisi - Hatay
Habib-i Neccar Camisi, Antakya’nın 638 yılında Müslüman Arapların eline geçtiği dönemde inşa edilmiştir. Bugünkü Türkiye sınırları içerisinde inşa edilen ilk cami olduğu kabul edilmektedir. Kurtuluş Caddesi'nde bulunan cami Hz. İsa’nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalı'nın adını taşımaktadır. Bu olay Kur’an-ı Kerim’de Yasin Suresi’nde geçmektedir.
Rivayete göre, MS 40’lı yıllarda İsa’nın yardımcıları Antakya’ya gelip tanrının tek olduğunu anlatmaya çalıştıklarında onlara inananların başında bir marangoz (neccar) gelir. Neccar, Pagan inanışından vazgeçip onlara katılır. Ancak havarilerin yeni vaazları halkı öfkelendirir. Kral da havarileri hapse attırır. Bunun üzerine Antakya’ya yeni bir elçi, Şem’un Safa, gönderilir. Şem’un, mucizeleriyle kralı ikna eder ve arkadaşlarını kurtarır. Halk ise havarilere inanmamakta kararlıdır. Uğursuzluk getirdiklerini düşündükleri için onları taşlayarak öldürmeyi planlamaktadır. Habib-i Neccar öfkeli ahaliyi durdurmaya çalıştığı sırada öldürülür. Rivayet edilir ki kesilen başı, Lübnan Dağı’nın tepesinden, şimdi türbesi ve mezarının bulunduğu yere kadar yuvarlanır.
Cami, Memlük Hükümdarı Baybars zamanında eski bir tapınağın yerine yapılmıştır. Caminin kuzeydoğu köşesinde, yerin 4 metre altında Habib-Neccar’ın ve Şem’un Safa’nın, girişte ise Yuhanna ve Pavlos’un türbeleri bulunmaktadır. Etrafı medrese odaları ile çevrilidir. Cami avlusunda bulunan şadırvan ise 19'uncu yüzyıl eseridir.
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео mp4
-
Информация по загрузке: