11 temel usul ile Zikir Kelimat'ı Kudsiyye yarbay mehmet Ildırar
Автор: İnşirah Sohbetleri
Загружено: 2024-09-28
Просмотров: 1144
HUŞ DER DEM (هوش دردم):
Alınan her nefeste hazır olmak.. Yani her nefeste huzuru muhafaza etmek, Allah'tan gafil olarak tek nefes almamak.. Mevlana Sadettin Kaşgarî bu ölçüyü «Bir nefesten bir nefese geçerken asla gaflete düşmemek ve huzurda olmak» diye tarif ediyor.
.
NAZAR BER KADEM (نظر بر قدم):
Bu ıstılah «göz ayağa bakacak» manasına.. Sâlik, şehirde, sahrada, yolda, her yerde gözünü ayağına mıhlayacak, daima yere bakacak ve onu başıboşluktan, dilediği yere bakmaktan koruyacaktır. Bu ölçüde, göz nereye değerse oraya akan gönlün perişanlıktan kurtarılması ve kendi iç alemine bağlı kalması hikmetini okuyoruz.
SEFER DER VATEN (هوش دردم):
«Vatanda sefer» manasına gelen bu tabir, müridin, kötü ahlakından ve beşerî sıfatlarından sıyrılıp iyi ahlak ve melekî sıfatların yurdu olan aslî vatanına sefer etmesini gösterir. Mürşid aramak için girişilen maddî seferler de bu mananın içindedir. «Hacegân» yolunda, mürşidini buluncaya kadar sefer edip ondan sonra mürşidin hizmetinde ikamete geçmek ve iç seferini tamamlamak başlıca kaidelerdendir.
HALVET DER ENCÜMEN (خلوت در انخمن):
Yani mecliste, toplulukta yalnızlık.. Hoca Bahaeddin Nakşibend hazretlerine sormuşlar:
– Sizin tarikatınızın esası nedir? Buyurmuşlar:
– Halvet der encümen, toplulukta yalnızlıktır. Zahirde halk, batında Hak ile olmak..
Ve buyurmuşlar :
– Bizim tarikatımızın esası sohbettir. Halktan uzaklaşmakta şöhret, şöhretteyse afet vardır. Hayr cemiyettedir; cemiyet de sohbette.. Elverir ki, her iki tarafın hakkı verilsin ve birinden birine saplanıp kalınmasın..
.
..
YÂD KERD (ياد كرد):
Dilin kalble beraber zikridir.
Mevlâna Sadettin Kaşgarî:
– Zikir talimin usulü şöyledir ki, Şeyh kalbiyle tevhid kelimesini söylerken, mürid kendi kalbini hazırlayacak ve şeyhin yüreğine karşı tutup gözlerini yumacak, dilini damağına yapıştıracak, dişlerini sıkacak, nefesini tutacak ve yalnız kalbiyle zikre başlayacak.. Nefesini hapsetmekte sabır gösterecek ve bir nefeste üç kere tevhid kelimesini çekecek.. Böylece zikrin halavetini kalbinde arayacak..
.
BÂZ GEŞT (بازگشت):
Zikirde ihtiyarsızca hatıra gelen, iyi ve kötü her fikri nefyetmek, kovmak.. Zikirde kalbin «Allahım, benim muradım sensin, senin rızandır; başka hiç bir şey değil!.» itminanına ermesi şarttır. Kalbde başka alakalara yer kaldıkça böyle bir itminan teşekkül edemez ve zikr halis olamaz. Başlangıçta bu itminana erilemese de yine zikri bırakmamak ve bu his elde edilinceye kadar zikre devam etmek gerekir.
NlGAH DAŞT (نكاه داشت)
Bu, «havatır» ın, yani kalbe ânî olarak gelen yabancı ve nefyi gereken his ve fikirlerin murakabesidir. Öyle ki, mürid, bin kere Allah'ın ismini andığı halde hatırına bir kere bile yabancı fikir gelmemelidir. Mevlana Sadeddin Kaşgarî Hazretleri bu bahiste buyurmuşlardır ki:
– Mürid, bir veya iki saat, hatta mümkün olduğu takdirde daha fazla zaman içinde kendisini «havâtır» dan korumalıdır.
Hakikat ehlince malumdur ki, hayal kuvvetini yarım saat için bile yok edebilmek son derece güç ve nadirlerin nadiri bir iştir. Ancak bazı yüksek velîlerin kârı olabilir.
YÂD DAŞT (يا داشت):
Her an ve mekânda, vicdan ve zevk yoluyla Allah'tan haberli olmak hâl-i.. Bazıları bu hâli kendinden geçmeksizin huzur şeklinde ifade etmişlerdir. Yine hakikat ehline göre bu hal, Hakkın, «şühud» aynasından müridi istilasından gelir.
Hoca Ubeydullah, Yâd-Kerd, Baz-Geşt, Nigâh Daşt ve Yad - Daşt ölçülerini şöyle hülâsa ederler :
Yad-Kerd, zikirde tekellüf, mübalağayla ısrardan ibarettir.
Baz-Geşt Allah'a dönüş ve adını her anışta Allah'ı murad ediniştir.
Nigah-Daşt, dille söylemeksizin Allah'a dönüş halini muhafaza etmektir.
Yad-Daşt ise Nigah-Daşt halini derinleştirmekten ve bilgiyle kullanmaktan ibaret..
VUKUF-U ZAMANÎ (وقوف زمانى):
Bu mesele üzerinde Şâh-ı Nakşibend buyuruyorlar :
– Müridin bütün uğraşma ve didinmelerini neticeye bağlayan ve onu muradına eriştirmekte en büyük müessirlerden biri olan «Vukuf-u Zamanî», insanın her an kendi halini bilmesi; halinin şükrü mü, özrü mü gerektirdiğini anlaması demektir. Müridin olanca kâr binası, «Vukuf-u Zamanî» işinde saat üzerine kurulmuştur. Yani müridin halindeki nizam, vaktini muhafaza etmeğe bağlıdır. Tâ ki, aldığı her nefes, huzur ile mi, gafletle mi geçmektedir, bilsin..
.
VUKUF-U ADEDÎ (وقوف عد دى):
Zikir sayısına dikkat ve riâyet işi.. Hoca Bahaeddin Nakşibend Hazretleri, kalbi zikirde sayıya dikkat ve riâyetin dağınık «havâtır» ı toplayıp sildiğine işaret ederler.
VUKUF-U KALBÎ (وقوف قلبى):
İki mânâlı: Biri, zikir edicinin her an Allah'ı bilmesi.. Bu, «Yad Daşt» nev'inden bir iş.. Bu hususta Hoca Übeydullah Hazretleri buyururlar ki:
– «Vukuf-u Kalbî» Allah'tan âgâh (uyanık) olmakta bir gönül halidir. Öyle ki, gönülde, Allah'tan gayri hiç bir şey olmayacak..
Yine Hoca Übeydullah Hazretleri:
– Zikirde zikredilenden âgâh ve gönlü ona inhisar ettirmek.. Bu âgâhlığa, görüş, eriş, vücut ve «Vukuf-u Kalbî» derler.
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео mp4
-
Информация по загрузке: