İngilizler 'İlk Gün Biter' Dedi — Miralay Refet'in 'ÇILGIN' Savunması İlk Tank Saldırısını...
Автор: Hayatın Gizli Yüzü
Загружено: 2025-12-09
Просмотров: 3741
İngilizler 'Gazze İlk Gün Biter' Dedi — Miralay Refet Bey'in 'ÇILGIN' Çöl Savunması Tarihin İlk Tank Saldırısını Püskürttü, 16.000 İngiliz Askeri Geri Çekildi
26 Mart 1917, Sabah 05:00. Gazze Cephesi, İngiliz Ana Karargahı.
Çölün o tekinsiz sessizliği henüz bozulmamıştı. Şafak söküyordu ama güneş, Gazze vadisini kaplayan yoğun, süt beyazı bir sis tabakasının arkasında gizlenmişti.
Bu, tarihi bir olayı eğitim amaçlı anlatan bir belgeseldir. İçerikte askeri strateji ve savaş unsurları bulunmaktadır.
Deir el Belah'taki İngiliz karargah çadırının içi, dışarıdaki tozlu ve soğuk çöl gerçeğinden tamamen kopuktu. İçeride taze demlenmiş Earl Grey çayının kokusu, pahalı tütün dumanına karışıyordu. Mısır Seferi Kuvvetleri Komutanı General Sir Charles Dobell, cilalı çizmelerini uzatmış, elindeki detaylı haritayı inceliyordu. Yanında, Londra'dan özel olarak gönderilmiş kurmay subaylar ve istihbarat raporlarını taşıyan yaverler vardı.
General Dobell, haritada "Gazze" yazan noktaya, sanki orası çoktan fethedilmiş bir mülkmüş gibi bakıyordu.
"Sis..." dedi Dobell, pencereden dışarıdaki beyaz duvara bakarak. "Tanrı bile bugün İngiliz İmparatorluğu'nun yanında. Bu sis sayesinde Türklerin burnunun dibine kadar sokulacağız. Bizi gördüklerinde çok geç olacak."
Bir Binbaşı, gümüş tepside kahvaltı servisini yaparken araya girdi: "Efendim, Türklerin moralinin çöktüğü söyleniyor. Kanal Harekatı'ndaki yenilgiden sonra toparlanamadılar. Açlar, hastalar ve çoğu firar etmeyi düşünüyor."
Dobell güldü. Bu, rakibini küçümseyen, kibirli bir kahkahaydı. "Onlara 'Hasta Adam' denmesi boşuna değil Binbaşı. Bugün o hasta adamın fişini çekeceğiz. Planımız kusursuz. Demiryolunu döşedik, su borularını çöle kadar getirdik. Lojistik deha ile vahşi doğayı yendik. Şimdi sıra o derme çatma Osmanlı ordusunu süpürmekte."
General ayağa kalktı ve çadırın girişine yürüdü. Dışarıda, sisin içinde bekleyen devasa bir güç vardı.
16.000 tam teçhizatlı piyade.
Mısır'dan getirilmiş deve birlikleri.
Avustralyalı ve Yeni Zelandalı (ANZAC) süvariler.
Modern topçu bataryaları.
Ve hepsinden önemlisi, Dobell'in "Zaferin Anahtarı" dediği, brandaların altında gizlenen o metalik sırlar.
General, brandaların olduğu bölgeye baktı. Orada, 8 adet devasa metal yığını duruyordu. Motorları ısıtılmaya başlanmış, egzozlarından mavi dumanlar yükseliyordu.
Bunlar Tanklardı. Mark-1 ve Mark-2 modelleri.
Batı Cephesi'nde, Avrupa'nın çamurlu tarlalarında denenmişlerdi ama Orta Doğu'nun kadim kumları, böyle bir şeyi ilk kez görüyordu.
Tank komutanlarından biri, Yüzbaşı Williams, tankının adı "War Baby" (Savaş Bebeği) idi kulesinden sarkmış, son kontrolleri yapıyordu. İçerisi şimdiden dayanılmaz derecede sıcaktı. Motor yağı, benzin ve kordit kokusu genzi yakıyordu. Ama Williams'ın umurunda değildi.
"Heyecanlı mısın evlat?" diye sordu General Dobell, tankın yanına gelerek.
Yüzbaşı selam verdi. "Heyecanlı değilim efendim, sabırsızım. Türklerin bu 'şeyleri' gördüğündeki yüz ifadelerini görmek için sabırsızım. Muhtemelen bunların ejderha olduğunu sanıp dua etmeye başlayacaklar."
Dobell sırıttı. "Onları ezin Yüzbaşı. Tel örgüleri, siperleri, makineli tüfek yuvalarını... Hepsini ezin ve geçin. Akşam yemeğini Gazze'de yiyeceğiz."
Bu sırada, sadece birkaç kilometre ötede, Türk tarafında bambaşka bir dünya vardı.
Ali Muntar Tepesi'ndeki Türk siperlerinde ne çay kokusu vardı ne de kahvaltı.
Sadece keskin bir rutubet, ıslak yün ve endişe kokusu hakimdi.
Miralay (Albay) Refet Bey, siperlerin en ön hattında dolaşıyordu. Üniforması toz içindeydi, yüzü uykusuzluktan solgundu ama gözleri... o gözler, çöl gecesi kadar karanlık ve tetikteydi.
Refet Bey, bir Alman kurmay subayı olan Binbaşı Kress von Kressenstein ile hararetli bir tartışmanın ortasındaydı.
"Çok inceyiz Refet Bey, çok ince!" diyordu Alman subay, bozuk Türkçesiyle. "Hattımız çok zayıf. İngilizlerin sayısal üstünlüğü 5'e 1. Eğer saldırırlarsa, bu hat kağıt gibi yırtılır. Geri çekilmeliyiz. Daha geride, daha güvenli bir hat kurmalıyız."
Refet Bey durdu. Sisin içine, düşmanın olduğu yöne baktı.
"Geri çekilmek mi?" dedi, sesi sakindi ama içinde fırtınalar kopuyordu. "Kress Paşa, burası Gazze. Burası Filistin'in kapısı, Kudüs'ün kilidi. Eğer burayı verirsek, sadece bir şehri değil, tüm vatanı veririz."
"Ama mantık..." diye üsteledi Alman. "Askeri mantık diyor ki..."
Refet Bey, Binbaşı'nın sözünü kesti. "Sizin mantığınız matematik ile çalışır Binbaşı. Bizimki ise başka bir şeyle. Askerime bak."
Siperde, elinde bir parça kuru ekmekle bekleyen genç bir askeri işaret etti. Askerin postalları yırtıktı, ayağına bez sarmıştı. Tüfeği eski modeldi. Ama gözünü sisten ayırmıyordu.
"O çocuk," dedi Refet Bey, "Aç. Yorgun. Ama korkmuyor. Çünkü arkasında ne olduğunu biliyor. Ben bu çocuklara 'kaçın' emri veremem Binbaşı. Biz burada kalacağız. Ve öleceksek, burada öleceğiz."
Доступные форматы для скачивания:
Скачать видео mp4
-
Информация по загрузке: